Sosyal medyada süt ve meme kanseri hakkında dikkat çekici paylaşımlar görüyoruz. “Süt içen kadınlarda meme kanseri riski yüzde 50 artıyor” veya “Sütün içindeki hormonlar kanseri besliyor” gibi ifadeler, özellikle meme kanseri tanısı almış kadınlarda kaygıya neden olabiliyor. Peki bu iddialar bilimsel araştırmaların tamamını yansıtıyor mu? Meme kanserinden korunmak için sütü, yoğurdu ve peyniri hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor mu?
Bugünkü bilimsel veriler, süt ve süt ürünlerinin meme kanserine neden olduğunu kesin olarak göstermiyor. Bazı araştırmalarda süt tüketimiyle daha yüksek risk arasında ilişki bulunurken, başka büyük araştırmalarda risk artışı görülmüyor. Bazı süt ürünleri ise daha düşük riskle ilişkili bulunabiliyor. Bu nedenle konuyu tek bir araştırma veya çarpıcı bir yüzde üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
“Yüzde 50 daha yüksek risk” ifadesi nereden geliyor?
Bu ifadenin dayanağı, 2020 yılında yayımlanan bir araştırma. Araştırmada 52.795 kadın yaklaşık sekiz yıl boyunca takip edildi ve bu sürede 1.057 kadında meme kanseri gelişti. Süt tüketimi yüksek olanlarla düşük olanlar karşılaştırıldığında, daha fazla süt tüketenlerde meme kanseri gelişme hızının yaklaşık yüzde 50 daha yüksek olduğu bulundu. Tam yağlı ve yağı azaltılmış süt için benzer sonuçlar görülürken, peynir ve yoğurt tüketiminde aynı ilişki gösterilmedi.
Bu bulgu dikkate alınmalıdır. Ancak araştırma, kadınlara rastgele süt içirilen veya süt tüketiminin yasaklandığı bir deney değildi. Kadınların beslenme alışkanlıkları kaydedildi ve zaman içindeki sağlık sonuçları izlendi. Böyle araştırmalar, iki durumun birlikte görülüp görülmediğini gösterebilir; fakat birinin diğerine doğrudan neden olduğunu tek başına kanıtlayamaz.
Beslenme alışkanlıkları; kilo, fiziksel aktivite, alkol tüketimi ve başka yaşam tarzı özellikleriyle iç içedir. Araştırmacılar bu farklılıkları istatistiksel olarak hesaba katmaya çalışsa da hepsinin etkisini tamamen ayırmak her zaman mümkün değildir. Besin tüketiminin kişilerin hatırlayıp bildirmesine dayanması da ölçüm hatalarına yol açabilir.
Ayrıca “yüzde 50 artış”, süt içen kadınların yüzde 50’sinin meme kanseri olacağı anlamına gelmez. Bu, karşılaştırılan gruplar arasındaki göreli farktır. Yalnızca kavramı açıklamak için, belirli bir sürede yüzde 2 olan bir riskin yüzde 3’e çıkması, göreli olarak yüzde 50 artış demektir. Bu örnek, söz konusu araştırmanın kişiye özel risk hesabı değildir.
51 çalışmanın değerlendirildiği araştırma gerçekte ne söylüyor?
Sosyal medyada sık kullanılan bir başka ifade, “51 çalışmanın analizi yüzde 31 risk artışı gösterdi” şeklinde. Ancak araştırmanın tamamı okunduğunda daha farklı ve ayrıntılı bir tablo ortaya çıkıyor.
2025 yılında yayımlanan bu meta-analiz, yani birden fazla araştırmanın sonuçlarını birlikte değerlendiren çalışma, 51 araştırmayı ve 62.602 meme kanseri vakasını kapsıyor. Toplam süt ürünleri tüketimi, genel meme kanseri riskinde yaklaşık yüzde 9 daha düşük riskle ilişkili bulunmuş. Buna karşılık, süt tüketimi özel olarak incelendiğinde, östrojen reseptörü negatif meme kanseri olarak adlandırılan bir alt tip için yüzde 31 daha yüksek riskle ilişki görülmüş. Az yağlı ve fermente süt ürünleri için de bazı daha düşük risk ilişkileri bildirilmiş.
Dolayısıyla bu araştırmayı yalnızca “süt ürünleri meme kanseri riskini yüzde 31 artırıyor” diye aktarmak doğru değil. Bu oran bütün süt ürünlerini ve bütün meme kanserlerini kapsamıyor. Üstelik çalışmaların genel sonuçları arasında önemli farklılıklar var. Aynı nedenle, bu analizden “süt ürünleri kesin olarak meme kanserinden korur” sonucunu çıkarmak da doğru olmaz.
Daha büyük araştırmalarda risk artışı görüldü mü?
2021 yılında yayımlanan başka bir geniş araştırmada, 21 uzun süreli takip çalışmasının verileri birlikte değerlendirildi. Analiz, yaklaşık 1,14 milyon kadını ve 37.861 meme kanseri vakasını kapsıyordu.
Bu araştırmada süt ve incelenen diğer süt ürünlerinin tüketimiyle genel meme kanseri riskinde belirgin bir artış bulunmadı. Yoğurt ve bazı peynir türleri, östrojen reseptörü negatif meme kanserinde daha düşük riskle ilişkiliydi.
Bu sonuçlar, yüksek risk bildiren araştırmaları yok saymamız gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak bilimsel değerlendirmede bütün verilerin birlikte ele alınması gerektiğini gösteriyor. Tek bir araştırmanın sonucu, ne kadar dikkat çekici olursa olsun, tüm kanıtların yerine geçemez.
Günde iki bardaktan fazla süt tehlikeli mi?
Bazı paylaşımlarda günde iki bardaktan fazla sütün meme kanseri riskini artırdığı belirtiliyor. Bu iddiayla uyumlu bir bulgu, 2021 tarihli bir doz–yanıt meta-analizinde yer alıyor. Araştırmanın bir analizinde yaklaşık 450 gramın üzerindeki günlük süt tüketiminde risk artışı görülmüş. Ancak her 200 gramlık tüketim artışını değerlendiren genel doğrusal analizde anlamlı bir ilişki bulunmamış.
Buradan “iki bardak güvenli, üçüncü bardak tehlikeli” şeklinde kesin bir sınır çıkarılamaz. Bu tür analizler, tüketim miktarı arttıkça ilişkinin nasıl değişebileceğini araştırır. Sonuçları herkes için geçerli bir yasak veya güvenlik sınırına dönüştürmek doğru değildir.
Sütün içindeki hormonlar ve IGF-1 ne anlama geliyor?
İnek sütü doğal olarak östrojen ve progesteron gibi hormonları içerebilir. Ancak bir besinde hormon bulunması, o besinin kanser yaptığı anlamına gelmez. Hormonun miktarı, bağırsaktan ne kadar emildiği, vücutta nasıl işlendiği ve kişinin kendi hormon üretimi önemlidir. Ticari süt ürünlerini inceleyen bir araştırmada, ölçülen östrojen miktarları insan vücudunun doğal üretimine kıyasla düşük bulunmuştur.
Sütle ilgili tartışmalarda IGF-1 de gündeme gelir. IGF-1, vücudumuzun doğal olarak ürettiği, büyüme ve hücresel işlevlerde rol oynayan bir faktördür. Bazı araştırmalar, daha fazla süt tüketen kişilerde kandaki IGF-1 düzeyinin daha yüksek olabileceğini gösteriyor.
Örneğin 526 yetişkinin değerlendirildiği bir araştırmada, günlük her 200 gram daha fazla süt tüketimi, yaklaşık 10 mikrogram/litre daha yüksek IGF-1 düzeyiyle ilişkili bulunmuş. Yoğurt ve peynir için aynı ilişki görülmemiş. Bu araştırma, kişilerin belirli bir dönemdeki beslenmesini ve kan değerlerini karşılaştırmış; meme kanseri gelişimini ölçmemiştir.
Bu bulgular olası biyolojik mekanizmaları anlamamıza yardımcı olur. Ancak “süt IGF-1 ile ilişkili, öyleyse süt meme kanseri yapar” şeklindeki çıkarım, mevcut kanıtların ötesine geçer.
Meme kanseri tanısı alan kadınlar süt ürünlerini bırakmalı mı?
Meme kanserinin gelişmesi ile tanı aldıktan sonraki hastalık seyri farklı konulardır. Birinde bulunan ilişki, diğerine doğrudan uygulanamaz.
2013 yılında yayımlanan ve 1.893 kadını kapsayan bir araştırmada, tanı sonrası daha fazla yüksek yağlı süt ürünü tüketimi, meme kanserine bağlı ölümde daha yüksek riskle ilişkili bulunmuştur. Ancak sonuç istatistiksel olarak sınırda anlamlıdır; hastalığın tekrarlamasıyla ilişki ise anlamlı bulunmamıştır. Bu gözlemsel çalışma, süt ürünlerini bırakmanın yaşam süresini uzatacağını kanıtlamaz.
Bu nedenle meme kanseri tanısı alan her kadına süt, yoğurt ve peyniri tamamen bırakmasını söylemek için yeterli kanıt bulunmuyor. Beslenme kararları kişinin ihtiyacına göre verilmelidir. Kanser tedavisi sırasında yeterli protein ve enerji alımı, kemik sağlığı ve kalsiyum ihtiyacı da önem taşır. Süt ürünleri bu besin öğelerinin kaynaklarından biridir.
Bitkisel içecekler mutlaka daha sağlıklı mı?
Süt tüketmek istemeyen kişiler bitkisel içecekleri tercih edebilir. Ancak soya, badem, yulaf ve pirinç içecekleri besin içeriği açısından birbirinin aynısı değildir. Bazılarının protein miktarı düşüktür; kalsiyum ve vitamin içerikleri de ürüne göre değişir.
Alternatif seçerken şekersiz olması, yeterli protein içermesi ve kalsiyum gibi besinlerle zenginleştirilmiş olması dikkate alınabilir. Dünya Kanser Araştırma Fonu da bitkisel alternatiflerde bu özelliklerin kontrol edilmesini öneriyor. Bununla birlikte, inek sütünü herhangi bir bitkisel içecekle değiştirmenin meme kanserini önlediği kanıtlanmış değildir.
Süt ve meme kanseri arasındaki ilişki araştırılmaya devam ediyor. Bazı çalışmalarda risk artışı sinyalleri olsa da büyük analizler tutarlı bir artış göstermiyor; sonuçlar ürün türüne ve incelenen hasta grubuna göre değişebiliyor. Bugünkü bilgilerle tüm süt ürünlerini “kanser yapan besinler” olarak tanımlamak veya herkese tamamen bırakmasını önermek doğru değildir. Sağlıklı bir beslenme kararı, korkutucu bir sosyal medya yüzdesine değil, araştırmaların tamamına ve kişinin beslenme ihtiyaçlarına dayanmalıdır.
Prof. Dr. Erdinç Nayır
Tıbbi Onkoloji Uzmanı
Kaynaklar
Fraser GE ve arkadaşları. Dairy, soy, and risk of breast cancer: those confounded milks. International Journal of Epidemiology, 2020.
An S ve arkadaşları. Dairy consumption is associated with breast cancer risk: a comprehensive meta-analysis stratified by hormone receptor and menopausal status, and age. Nutrition Research, 2025;138:68–75. DOI: 10.1016/j.nutres.2025.02.003.
Dairy foods, calcium, and risk of breast cancer overall and for subtypes defined by estrogen receptor status: a pooled analysis of 21 cohort studies. American Journal of Clinical Nutrition, 2021;114:450–461.
Kroenke CH ve arkadaşları. High- and low-fat dairy intake, recurrence, and mortality after breast cancer diagnosis. Journal of the National Cancer Institute, 2013;105:616–623. DOI: 10.1093/jnci/djt027.
