Meme Kanseri Tedavisi Kemikleri Zayıflatır mı? Osteoporoz Nasıl Önlenir?

Meme kanseri tedavisindeki gelişmeler sayesinde hastalar daha uzun ve sağlıklı yaşamaktadır. Ancak bazı tedaviler kemik yoğunluğunun azalmasına, osteopeniye ve osteoporoza yol açabilir. Özellikle hormon reseptörü pozitif meme kanserinde kullanılan aromataz inhibitörleri, kemik kaybı açısından yakından takip edilmelidir.

Bu durum, meme kanseri tedavisinin bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Kemik sağlığının düzenli değerlendirilmesi, uygun egzersiz, yeterli kalsiyum ve D vitamini alınması ve gerekli hastalarda kemik koruyucu ilaçların kullanılmasıyla kırık riski önemli ölçüde azaltılabilir.

Osteopeni ve osteoporoz nedir?

Kemiklerimiz sürekli olarak yenilenen canlı dokulardır. Yaş ilerledikçe ve özellikle östrojen düzeyi azaldığında kemik yıkımı, kemik yapımından daha hızlı hâle gelebilir.

Osteopeni: Kemik yoğunluğunun normalden düşük olmasıdır ancak henüz osteoporoz düzeyine ulaşmamıştır.

Osteoporoz: Kemiklerin belirgin şekilde zayıfladığı ve kırık riskinin arttığı durumdur.

Osteoporoz genellikle ağrıya neden olmadan ilerler. İlk belirti bazen omurga, kalça veya el bileğinde gelişen bir kırık olabilir. Bu nedenle riskli hastaların şikâyet oluşmasını beklemeden değerlendirilmesi önemlidir.

Hangi meme kanseri tedavileri kemik kaybına yol açabilir?

Her meme kanseri tedavisi kemikleri aynı şekilde etkilemez. Kemik kaybı özellikle aşağıdaki durumlarda daha sık görülebilir:

Aromataz inhibitörleri

Anastrozol, letrozol ve eksemestan gibi aromataz inhibitörleri, menopoz sonrası hormon reseptörü pozitif meme kanserinin tedavisinde yaygın olarak kullanılır.

Bu ilaçlar östrojen düzeyini azaltarak meme kanserinin tekrarlama riskini düşürür. Ancak östrojen aynı zamanda kemiklerin korunmasına yardımcı olduğu için tedavi sırasında kemik kaybı hızlanabilir.

Güncel ortak uzman görüşü, aromataz inhibitörü kullanan kadınlarda kırık riskinin tedavinin başlangıcında değerlendirilmesini ve kemik sağlığının tedavi boyunca izlenmesini önermektedir.

Yumurtalıkların baskılanması

Menopoz öncesi kadınlarda kullanılan yumurtalık baskılayıcı tedaviler östrojen düzeyini hızlı biçimde azaltabilir. Bu nedenle aromataz inhibitörüyle birlikte yumurtalık baskılama tedavisi alan kadınlarda kemik kaybı riski daha belirgin olabilir.

Kemoterapiye bağlı erken menopoz

Kemoterapi bazı kadınlarda yumurtalık fonksiyonlarını etkileyerek erken menopoza yol açabilir. Erken yaşta östrojen kaybı, kemik yoğunluğunun azalmasına neden olabilir.

Uzun süreli kortizon kullanımı

Bazı hastalarda tedavi sürecinde kullanılan kortikosteroidler de uzun süreli ve yüksek doz kullanımda osteoporoz riskini artırabilir.

Kemik sağlığı nasıl değerlendirilir?

Kemik sağlığının değerlendirilmesinde en sık kullanılan yöntem DEXA veya DXA adı verilen kemik yoğunluğu ölçümüdür. Ağrısız ve kısa süren bu testle özellikle kalça ve omurgadaki kemik mineral yoğunluğu ölçülür.

Değerlendirmede yalnızca DEXA sonucu değil, aşağıdaki risk faktörleri de dikkate alınır:

  • İleri yaş
  • Daha önce düşük travmayla kırık geçirmiş olmak
  • Ailede kalça kırığı öyküsü
  • Düşük vücut ağırlığı
  • Sigara ve yoğun alkol tüketimi
  • D vitamini eksikliği
  • Erken menopoz
  • Uzun süre kortizon kullanımı
  • Düşme riskinin yüksek olması
  • Aromataz inhibitörü tedavisinin süresi

DEXA ölçümünün ne sıklıkta tekrarlanacağı başlangıçtaki kemik yoğunluğuna, uygulanan tedaviye ve kişinin diğer kırık risklerine göre belirlenir.

Meme kanseri hastaları kemiklerini nasıl koruyabilir?

1. Düzenli egzersiz yapın

Kemik sağlığı için yalnızca yürüyüş yapmak yeterli olmayabilir. Aşağıdaki egzersizlerin birlikte uygulanması daha yararlıdır:

  • Tempolu yürüyüş ve merdiven çıkma gibi ağırlık taşıyan egzersizler
  • Kasları çalıştıran direnç ve kuvvet egzersizleri
  • Düşmeleri azaltmaya yardımcı denge çalışmaları

Egzersiz programı kişinin yaşı, kondisyonu, kırık riski, ameliyatları ve varsa kemik metastazları dikkate alınarak hazırlanmalıdır. Özellikle ileri osteoporozu veya kemik metastazı bulunan hastalar egzersize başlamadan önce hekimlerine danışmalıdır.

2. Yeterli kalsiyum alın

Kalsiyumun öncelikle besinlerden alınması tercih edilir. Süt, yoğurt, peynir, kılçığıyla yenilebilen sardalya, bazı yeşil yapraklı sebzeler, soya ürünleri ve kuru incir kalsiyum kaynakları arasındadır.

Genel olarak 19–50 yaş arasındaki yetişkinler için günlük yaklaşık 1.000 mg, 51 yaş ve üzerindeki kadınlar için yaklaşık 1.200 mg toplam kalsiyum alımı önerilir. Ancak bu miktar hem besinlerden hem de gerekiyorsa takviyelerden alınan toplam miktarı ifade eder.

Doktor önerisi olmadan yüksek doz kalsiyum kullanılmamalıdır. Böbrek taşı, böbrek hastalığı veya yüksek kan kalsiyumu bulunan kişilerde takviyeler ayrıca değerlendirilmelidir.

3. D vitamini düzeyinizi kontrol ettirin

D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilmesine ve kemiklerin korunmasına yardımcı olur. İhtiyaç kişinin kan düzeyine, yaşına, beslenmesine, güneş maruziyetine ve sağlık durumuna göre değişebilir.

Bu nedenle gelişigüzel yüksek doz D vitamini almak yerine kan düzeyinin değerlendirilmesi ve gerekiyorsa uygun dozun hekim tarafından belirlenmesi daha güvenlidir.

4. Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara kemik yapımını yavaşlatabilir, kalsiyum emilimini azaltabilir ve kırık riskini artırabilir. Yoğun alkol tüketimi de kemik sağlığını ve dengeyi olumsuz etkileyerek düşme ve kırık riskini yükseltebilir.

5. Düşmeleri önleyin

Özellikle ileri yaşta kırıkların önemli bir bölümü düşme sonucunda meydana gelir. Görme sorunlarının düzeltilmesi, evde kaygan zeminlerin ve gevşek halıların kaldırılması, yeterli aydınlatma ve denge egzersizleri kırıkların önlenmesine yardımcı olabilir.

Kemik koruyucu ilaçlar ne zaman kullanılır?

Her osteopeni hastasına otomatik olarak ilaç başlanmaz. Tedavi kararı; DEXA sonucu, yaş, daha önce geçirilmiş kırıklar, aromataz inhibitörü kullanımı ve diğer risk faktörleri birlikte değerlendirilerek verilir.

Kırık riski yüksek bulunan hastalarda ilaç tedavisi yaşam tarzı düzenlemelerine eklenebilir.

Bifosfonatlar

Bifosfonatlar kemik yıkımından sorumlu hücrelerin çalışmasını azaltır. Osteoporoz tedavisinde kullanılan seçenekler arasında:

  • Alendronat
  • Risedronat
  • İbandronat
  • Zoledronik asit bulunur.

Bazıları tablet şeklinde, bazıları ise damar yoluyla uygulanır. Zoledronik asit kullanılmadan önce böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve hastanın yeterli sıvı alması önemlidir.

Ağızdan alınan bifosfonatlar yemek borusunda tahrişe neden olabileceğinden aç karnına, yalnızca suyla ve tarif edilen kurallara uygun kullanılmalıdır.

Denosumab

Denosumab, kemik yıkımında görev alan RANKL adlı proteini engeller. Osteoporoz için kullanılan Prolia, genellikle altı ayda bir cilt altına uygulanır. Aromataz inhibitörü kullanan ve kırık riski yüksek kadınlarda kemik yoğunluğunu artırmak için kullanılabilir.

Denosumab tedavisinde kalsiyum ve D vitamini düzeyleri takip edilmelidir. İleri böbrek hastalığı bulunanlarda ciddi hipokalsemi riski nedeniyle özel değerlendirme gerekir.

Denosumabın dozu geciktirilmemeli ve ilaç doktorla konuşulmadan bırakılmamalıdır. Tedavi kesildiğinde hızlı kemik kaybı ve özellikle omurga kırıkları gelişebileceğinden başka bir kemik koruyucu tedaviye geçiş planlanabilir.

Prolia ile Xgeva aynı ilaç mı?

Her ikisi de denosumab etken maddesini içerir ancak kullanım amaçları ve dozları farklıdır:

  • Prolia: Osteoporoz ve tedaviye bağlı kemik kaybının önlenmesi için kullanılır.
  • Xgeva: Kemiğe yayılmış kanserde iskeletle ilişkili komplikasyonları azaltmak için farklı doz ve sıklıkta kullanılır.

Bu iki tedavi birbirinin yerine kullanılmaz.

Tedavi öncesinde diş muayenesi gerekli mi?

Bifosfonatlar ve denosumab nadiren çene kemiği osteonekrozu adı verilen ciddi bir yan etkiye yol açabilir. Risk, kanser tedavisinde kullanılan daha yüksek dozlarda daha fazladır; osteoporoz dozlarında ise oldukça düşüktür.

Yine de tedavi öncesinde ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesi, gerekli çekim veya girişimlerin mümkünse önceden tamamlanması ve tedavi süresince iyi ağız hijyeninin korunması önerilir.

Tedavi devam ederken diş çekimi veya implant planlanıyorsa hasta hem diş hekimini hem de onkoloji ekibini bilgilendirmelidir. İlaç kendi kendine kesilmemelidir.

Kemik metastazı ile osteoporoz aynı şey değildir

Osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalmasıdır ve kanserin kemiğe yayıldığı anlamına gelmez. Kemik metastazı ise meme kanseri hücrelerinin kemiğe yerleşmesidir.

Osteoporoz saptanan bir hastanın “kanserim kemiklere yayıldı” diye düşünmesi doğru değildir. Bunlar nedenleri, değerlendirme yöntemleri ve tedavileri farklı iki ayrı durumdur.

Sonuç: Meme kanseri tedavisinde kemik sağlığı unutulmamalı

Meme kanseri tedavisinin kanseri kontrol altına alma yararı, kemik kaybı endişesi nedeniyle göz ardı edilmemelidir. Aromataz inhibitörleri ve yumurtalık baskılayıcı tedaviler birçok hastada yaşam kurtarıcıdır.

Doğru yaklaşım tedaviyi bırakmak değil; kemik sağlığını tedavinin bir parçası olarak değerlendirmektir. DEXA ölçümü, kırık riskinin belirlenmesi, düzenli egzersiz, yeterli kalsiyum ve D vitamini ile gerekli hastalarda kemik koruyucu ilaçlar sayesinde osteoporoz ve kırık riski azaltılabilir.

Prof.Dr.Erdinç Nayır

Önemli not: Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır. İlaç veya takviye başlanması, değiştirilmesi ya da bırakılması için hastanın kendi onkoloji ve ilgili uzmanlık ekibi tarafından değerlendirilmesi gerekir

Kaynak:

  1. Hadji P, Aapro M, Al-Dagri N, et al. Management of aromatase inhibitor-associated bone loss in women with hormone-sensitive breast cancer: An updated joint position statement. Journal of Bone Oncology. 2025;53:100694.
  2. Shapiro CL, Van Poznak C, Lacchetti C, et al. Management of Osteoporosis in Survivors of Adult Cancers With Nonmetastatic Disease: ASCO Clinical Practice Guideline. Journal of Clinical Oncology. 2019;37(31):2916–2946.

İLGİLİ YAZILAR

TUS’da Başarının Yol Haritası

Hayatta attığın her adım sana özel olmalı Sen gülmelisin hayatına Sen tutmalısın yüreğinde geleceğini Hüzün de neymiş , ne işe yarar ki? Ben yapamam diyerek, ne kadar adım...