Toplumda en sık duyulan cümlelerden biri şudur:
“Çok stres yaptı, kanser oldu.”
Peki gerçekten stres kansere neden olur mu?
2026 yılında yayımlanan çok büyük bir analiz, bu soruya şimdiye kadarki en güçlü yanıtlardan birini verdi. Çalışmanın sonucuna göre, psikososyal faktörler ile genel kanser riski arasında güçlü ve tutarlı bir ilişki gösterilemedi.
Bu çalışma neden önemli?
Bu araştırma sıradan bir çalışma değil.
Araştırmacılar, 22 farklı kohorttan elde edilen verileri bir araya getirerek individual-participant data meta-analysis yöntemi kullandı. Bu yaklaşım, yalnızca yayımlanmış sonuçları değil, katılımcı düzeyindeki verileri birlikte analiz ettiği için oldukça güçlü kabul edilir. Çalışmada 421.799 kişi değerlendirildi, toplam 4.378.582 kişi-yıl takip süresi elde edildi ve bu süreçte 35.319 kanser vakası incelendi.
Hangi faktörler incelendi?
Araştırmada şu psikososyal değişkenler değerlendirildi:
- algılanan sosyal destek
- yakın kaybı
- ilişki durumu
- nörotisizm
- genel psikolojik sıkıntı (distress)
Araştırmacılar bu faktörlerin genel kanser riskiyle ve ayrıca meme, akciğer, prostat ve kolorektal kanser gibi bazı sık kanser türleriyle ilişkisini analiz etti.
Sonuç ne çıktı?
Çalışmanın ana sonucu oldukça netti:
Psikososyal faktörlerin çoğu, genel kanser riskiyle ilişkili bulunmadı. Ayrıca meme, prostat ve kolorektal kanser için de belirgin bir risk artışı saptanmadı.
Yani bu büyük analiz, “stres kansere neden olur” düşüncesini desteklemedi.
Akciğer kanseri için neden ayrı bir vurgu var?
Çalışmada bazı psikososyal faktörlerle akciğer kanseri riski arasında zayıf bir ilişki gözlendi. Özellikle düşük sosyal destek, ilişkide olmama ve yakın kaybı gibi değişkenler akciğer kanseriyle ilişkili göründü. Ancak önemli bir ayrıntı var: sigara ve diğer bilinen risk faktörleri hesaba katıldığında bu ilişkilerin çoğu zayıfladı.
Bu da bize şunu düşündürüyor:
Buradaki etki büyük olasılıkla stresin doğrudan biyolojik etkisinden çok, sigara gibi davranışsal faktörlerle ilişkili olabilir.
Bu sonuç nasıl yorumlanmalı?
Bu çalışmanın verdiği en önemli mesaj şudur:
Kişinin stres yaşaması, üzülmesi ya da zor bir dönemden geçmesi tek başına kanserin nedeni olarak görülmemelidir.
Bu çok kıymetli bir mesajdır. Çünkü kanser tanısı alan birçok kişi, geçmişte yaşadığı stresli olayları düşünerek kendini suçlayabiliyor. Oysa bu büyük analiz, psikososyal faktörlerin kanser oluşumunda güçlü bir nedensel rol oynadığını göstermemektedir. Çalışmanın tartışma bölümünde de, bu bulguların hastalığını stres ya da kayıpla açıklayıp kendini suçlayan kişiler için rahatlatıcı olabileceği özellikle vurgulanmaktadır.
Son söz
Bugünkü bilimsel veriler ışığında,
stresin doğrudan kansere neden olduğunu söylemek doğru değildir.
Stres elbette yaşam kalitesini bozabilir, uyku düzenini etkileyebilir, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara zemin hazırlayabilir. Ancak bu büyük analiz, psikososyal faktörlerin çoğu için kanser riskinde belirgin ve bağımsız bir artış göstermemiştir.
Bu nedenle kanserle ilgili iletişimde daha dikkatli olunmalı; hastalara “stres yaptığın için oldu” gibi ifadelerle yaklaşılmamalıdır.
Prof.Dr.Erdinç Nayır
Kaynak: van Tuijl LA, Pan KY, Basten M, et al. Psychosocial factors and the risk of cancer: An individual-participant data meta-analysis. Cancer. 2026. doi:10.1002/cncr.70271
